8 Eylül 2011 Perşembe

“HABER YAZMA TEKNİKLERİ VE UYGULAMALARI”

 “Bir olayın haber olabilmesi için acaba ne tür unsurları taşıması gerekir?” sorusunun yanıtı bu haber değerlerini oluşturuyor. Bunlardan ilki kaç kişiyi ilgilendirdiği, diğerleri sırasıyla; yenilik, anilik, geçerlilik, haberin meydana geldiği yerin yakınlığı, konunun ilginç olup olmaması, konunun sıradan olmaması, konunun bir önemlilik taşıması, sevinç, mutluluk, korku ve vb. duygulara ortak olması.

Haber türleri dediğimizde, karşımıza birkaç kategoride tanımlanabilecek ifadeler çıkar. Kitle iletişim aracının türüne göre haber çeşitlerinin değiştiğinden söz edebiliriz. Niteliklerine ve haber olaylarına göre haber türlerini değerlendirebiliriz. “Peki haber anlatımı nedir?” diye sorarsanız; “bir olay hakkında elde edilen bilgilerin kamunun anlayacağı -buradaki kamu halkın anlayacağı- biçimde haber diline dönüştürülmesidir” diyebiliriz.

Bence haber, “5N-1K” formülündeki sorulara yanıt verdiği sürece haberdir. Eğer haber bu sorulara yanıt vermiyorsa bu haber eksik haberdir. Eksik haber, okurun zihninde olayın kavranması, anlaşılması konusunda soru işaretleri uyandıran haberdir.

Haber yazımında kullandığımız birtakım teknikler var;
Bunlardan ilki en çok haber tekniği olarak bilinen “ters piramit tekniği”. Gözünüzün önüne bir ters pramit şekli sonra da bunun ters çevrilmiş halini getirin. Haber yapma tekniklerinin en eskisi ve en çok kullanılan türü. Sanıyorum bundan sonra da en çok kullanılacak olanı budur. İnternet yeni bir haber yazma tekniği getirdi; ters piramit yine orada da kullanılıyor. Bu “bilgilerin, hedef kitlenin ilgisine göre en önemliden daha az önemliye doğru sıralanması şeklinde” yazılan bir teknik. İlk kez telgrafla haber geçmek için geliştirilmiş olan bir teknik. Bu nedenle haberin en önemli bilgileri en başta veriliyor. Telgrafta eğer tellerde ya da hatta herhangi bir arıza olursa haberin kalan kısmı geçilemezse, haberin anlamında ve bütünlüğünde bir sorun olmasın diye geliştirilmiş bir teknikti bu teknik.

Ters piramit tekniğinde en önemli ve en can alıcı unsurlar ön plana çıkarılacak, ikinci ve üçüncü, yani daha sonraki derecedeki önemli unsurlar birbirini izleyen bir sırada yer alacak, dolayısıyla haberin özeti başlangıçta verilmiş olacak. Ters piramit tekniği br kere okumayı kolaylaştırması, ilgiyi çekmesi, tekrarı önlemesi, haberi kesme ve genişletmeyi kolaylaştırması açılarından önemli bir teknik.

Ters piramit tekniğinde genellikle 20-28 sözcükten oluşan cümlelerin kurulması isteniyor. Bunun dışında bu teknikte haberin iki kısımdan oluştuğunu görüyoruz. Ters piramit tekniğinde, haberin detayları giderek az önemliye doğru sıralandığı için yazılmış haberlerin son paragraflarının atılması halinde anlamda önemli bir eksiklik oluşmuyor. Örneğin ters piramit tekniğiyle yazılmış çok klasik bir haber var burada. “Bolu’da trafik kazası üç ölü, bir yaralı” başlıklı haber. Trafik kazası nerede (Bolu’da) meydana gelmiş, nedir bu? (bir trafik kazası ) Haberin olmazsa olması gerçekleşmiş.

Bir başka tekniğimiz dikdörtgen tekniği. Bunu daha çok dergilerde gördüğümüzü söyleyebiliriz. Haber yazımında ters piramit tekniğinin uygun bulunmadığı durumlarda genellikle tercih edilen bir tekniktir. Haber yapılacak bilgilerin eş değer bulunması durumunda bu tekniğe başvurulur. “Neden?” sorusunun yanıtı genellikle girişte bulunur. Ayrıntılar azalan sırada diğer paragraflarda yer alır. Dörtgen tekniğinde yazılan haberlerde paragrafların her biri eş değer olduğu için okuyucu haberin hepsini okumadan tamamını anlayamaz. Daha çok dergi haberciliğinde kullanılır. “Dörtgen tekniğine” “kare tekniği” diyenler de var. Örnek olarak “Aktüel”i verebiliriz.

Bu gibi dergilerdeki haberlerde gazetelerin ilkelerini de görebiliriz arkadaşlar: “Kumar kenti Diyarbakır.” Diyarbakır’da yaşanan olayları anlatan bir haber, eski bir haber bu ama geçtiğimiz günlerde bu haber yeniden gündeme geldi.

Bir başka teknik “ters piramitin”, tam tersi “düz piramit” tekniğidir. Bu sefer ne yapıyoruz? Ayrıntıdan başlayarak haberi tamamlamaya çalışıyoruz. Haber bir öykü tarzında başlayacak ve ilk verilecek olayın detayı daha sonra haberin sonuna doğru okla sunulacak. Ters piramit tekniğinin esası olan girişte haberin sonucunu vermezken, düz piramit tekniğinde sonuca ulaşma, ancak haberin sonunda mümkün olacak. İlgi çeken konular bu teknikle daha iyi haber haline getiriliyor. En çok dergi haberlerinde kullanılan bir teknik. Burada bir örnek verelim. “Kadınlar sanıldığı kadar sadık değilmiş” başlıklı bir haber. “Dünya genelinde yapılan bir araştırma kadınların erkeklere oranla eşlerini daha fazla aldattıklarını ortaya koydu” Bu haberin detayında da bu araştırmadan ayrıntılı bir biçimde söz edilecek. Bir başka haberde, Kars’tan söz ediliyor. “Kars…Türkiye’nin bir ucu. Kar, bozkıra yenik düşmüş, yedi köşeli. Ama aydınlık bir gün. Kuzeybatısında Allahüekber, güneyinde da Aras dağları yükseliyor. Burası bir dönemler ’Kafkas’ların Paris’i’ diye anılırmış….“ Devamında da Kars ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.

Serbest yazım tekniği. Acaba bir teknik midir, değil midir? Tam olarak tanımlanmış da değil ama özellikle televizyoncular bunu çok uyguluyorlar. İçinden geldiği gibi bir konuyu aktarmak da diyebiliriz. Çünkü bunun belirli bir kuralı da bulunmuyor. Bu tür haberlerin, reyting savaşı veren televizyonların haber programlarında yoğun olarak kullanıldığı; izleyicilerin olayı görmüş ve yaşamış gibi habere dahil edilmesi yönünde bir haber kurgulamasına girişildiği anlaşılıyor.

Bir başka teknik yine radyo televizyonda kullandığımız “konuşma dili tekniği”. Sıcak haberler aktaran radyo ve televizyon haberciliğinde yaygın olarak bu tekniğin kullanıldığını görüyoruz. Haberlerin aynen birine aktarıyormuşcasına başka bir deyişle biriyle konuşurmuşcasına sunulduğu bir tekniktir bu. “Konuşma dili tekniği”nin temel ilkeleri konuştuğunuz gibi yazın ya da yazdıklarınızı sesli olarak okuyun biçiminde tanımlanmakta. Sunucuların izleyenlerine “şimdi ne olduğunu duyduğunu ya da gördüğünü aktarması” bu tekniğin esası. Konuşma dilindeki gibi basit ve kısa cümlelerle yapılan bu anlatımda, edilgen cümlelerden yararlanılıyor. Dolaylı anlatım yaygın bir şekilde bu haberlerde görülüyor. Kelime zenginliği yerine daha az kelimeyle daha çok bilgi aktarılmaya çalışılıyor.

Bence haberin en önemli kısmı haberlerin girişleridir. Haber girişleri haberin okunması, dinlenmesi açısından önem taşır. İlk bölüm ilgi çeker, haberi okutur ve dinletir. “en iyi haber” birinci cümlesinin ikinci cümlesini okutan haberdir. En iyi haber sonuna kadar bütün cümlelerini izleten, bir şekilde birbirini izleyerek okutturan haberdir. Bir haberi sonuna kadar okuyorsanız en iyi haber odur, daha iyi haber yoktur. haber “okuyucuya çekilmiş bir telgraftır ve bu telgrafın parasını okuyucu öder.”

 “Acaba gördüğüm, duyduğum bu olayı en yakın arkadaşıma anlatsam, söze nasıl başlardım, ona ilk önce ne söylerdim? ” sorusu haberimizin giriş cümlesini oluşturacak. İkinci sihirli ipucu ise, “Bu olay, ne haberi? Biz ne haberi yazıyoruz?” sorusu olacak. Bu soruyu eğer kendimiz yanıtlarsak haberimizin giriş cümlesi kendiliğinden ortaya çıkmış olacak. Haber girişi içinde çeşitli tekniklerden söz edebiliriz. Bunları sırasıyla görelim:

Bunlardan ilki ve yaygın olarak kullandığımız teknik “özetleyici haber girişi”. Haberin birkaç ögesinin birden önemli olduğu durumlarda özetleyici girişte bulunuyoruz. En basit yöntemi 5N-1K formülü yanıtlanması şeklinde oluyor. Örnek verelim hemen. “Karaman’da yolcu otobüsüyle otomobil çarpıştı dört kişi öldü, altı kişi yaralandı. Otobüs şoförü olay sonrasında gözaltına alındı.”

Bir başka giriş tekniğimiz “tanımlayıcı giriş tekniği”. Burada haberin en önemli öğesi “kim ve ne?” sorusudur. Buna biz tanımlayıcı giriş diyoruz.

Bir başka giriş tekniğimiz “genelleyici haber giriş tekniği”. Burada da yine klasik bir biçimde gazetelerde gördüğümüz “kış yüzünü göstermeye başladı, yollar yine kan gölü” gibi, daha yerel bir ifadenin haber girişinde bulunduğunu görüyoruz.

Bir başka giriş tekniğimiz “ayrıntılı giriş”. Haberde geçen bir ayrıntının ön plana çıkarılmasıyla bu giriş tekniği gerçekleşiyor. Örneğin, bir deprem haberinde depremde yaralanan bir çocuğun öyküsüyle habere başlanması, dramatik bir ayrıntının ön plana çıkarılması. Bir örnek verelim. “Zehra henüz üç yaşında, dün yaşadıklarını ise belki bir ömür boyu hafızasına taşıyacak” Bir başka haber “Bundan 43 yıl önce başlayan uzay macerası yine aynı rampadan kalkan bir roketle yeni bir döneme girdi” Bu da gazetelerimizde sıklıkla gördüğümüz bir giriş tekniği.

Alıntı girişi özellikle demeç haberciliğinde en sık kullanılan yöntemdir. Kamuya yönelik toplantılarda da bu tür bir giriş yapmak daha etkili olabiliyor. Bu teknikte alıntı yapılan kişinin adıyla birlikte söylediği sözlere de tırnak içinde yer veriliyor. Örneğin “Cumhuriyeti hak ediyor muyuz? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı? diyoruz”. Bu sorunun sahibi 19 Mayıs Üniversitesi tarafından düzenlenen “Bir Tutkudur Cumhuriyet” programında konuşan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan.

Bir başka giriş tekniğinde ise, -Benim en sevdiğim giriş tekniği- haberin ilk cümlesi bir soru olacak, ikinci cümlede bu soruya yanıt aranacak. Soru genellikle haberin en önemli ayrıntısına işaret edecek. “Duygularınızı bastırmak için mi yemek yiyorsunuz? Uzun vadede kilo verebilmek için duyduğunuz her reçeteye sarılıp bir diyetten diğerine atlamak yerine, öncelikle sizi yemeğe iten şeyin ne olduğunu bulun”. Bir başka soru giriş tekniğiyle yazılmış haber görüyoruz burada da. “Zıtlık tekniği”. Haber girişlerinde tercih edilen yöntemlerinden birisi. Örneğin, “Kadınlar ellerinin hamuruyla tamire el attılar”. “Ojeli parmaklar tamir aleti kullanmayı boya-badana yapma kursunda öğreniyor”.

Yurtdışında çok kullanılan, ancak bizde de pek yaygın olmayan bir diğer teknik. Haberlerin girişinde doğrudan okur ya da izleyicilere seslenilen ve onların habere katılımını sağlayan bir giriş tekniği. Bu teknikte daha çok serbest yazım tekniği uygun görülüyor. Bu teknik bazı editörlerce de uygun bulunmuyor. Örneğin, “O şarkıyı siz de duymuşsunuzdur. Gençliğin ne demek olduğunu belki de o şarkıdan öğrenmişsinizdir. Bir sabah yaşınız sorulduğunda artık dolu dolu otuz rakamını söylediğinizde, saçınızdaki ilk beyazlar, göz çevrenizdeki ilk kırışıklıkları aynada fark ettiğinizde zınk! diye anlamışsınızdır gençliğe vedanın ne demek olduğunu”. Burada anlatılacak olan “gençliğe veda şarkısı” değil, bu şarkıyı yazan kişinin hayatından bir kesitin ortaya çıkarılması.

Yine dergi haberlerinde sıklıkla rastladığımız bir başka giriş tekniği “öyküleyici haber giriş tekniği”dir. Bir ya da birkaç paragrafla okurlara temel noktalarının anlatıldığı girişte, haber olayının kahramanı ilk paragrafta tanımlanır. Daha çok dergi ve televizyon haberciliğinde kullanılır. Öyküleyici girişte etkili bir gözlem yeteneğine ihtiyaç vardır. Başarılı olmak için görülen, duyulan, koklanan, tadılan ya da dokunulan şey haberin konusu olacaktır. Haber kaynaklarıyla görüşürken nasıl davrandıklarını, gözlemini en ayrıntılı bir biçimde yapmamız gerektiği öyküleyici girişte söyleniyor. Bir örnek var burada “Genç yaşta hamile kalmak, sokakta yürürken serseri bir kurşunla vurulmak ve bebeğini düşürmek” vs. diye birinin yaşadıklarından söz ediliyor.

Bir başka teknik “Konuşma dili tekniği” Sıcak haberler aktaran radyo ve televizyon haberciliğinde yaygın olarak kullanılır. Haberlerin sesli olarak birbirine anlatıyormuşçasına sunulduğu bu teknik, karşıdaki insanlarla konuşuyormuş gibi yazma temeline dayanır. Örneğin, “Adana’da akıl almaz facia... şimdi bunu dinleyeceksiniz”.

Daha sonra haberin gövdesi gelir. Haberlerin girişinden sonra giriş ifadesinin açıldığı ayrıntıların işlenmeye başlandığı ve diğer ögelerle detaylara yer verildiği bölüme “haberin gövdesi” diyoruz.

Haber sonlandırmak da önemlidir. Her haberde buna rastlamasak da genellikle haberde son cümlelerimiz bizim için geçmiş hakkında bilgi veren ya da geleceğe yönelik duyurum ya da sonuç yargısı ifade etmelidir. Örneğin, bir olay anlattık bu olayın sonunda da, haberimizin sonunda da son cümle şunlar olabilir; “Toplantı ödüllerin verilmesiyle sona erdi.”

Haberde kullanılan yüklemlerin çeşitliliği de bizim açımızdan önemlidir. Ellinin üzerinde belki daha fazla sayıda doğrudan ya da dolaylı anlatım yükleminden söz edebiliriz. Bunlar hepinizin bildiği gibi haber artırırken kullandığımız yüklemlerdir. Bunları; söylemek, şöyle demek, şunları söylemek diye konuşmak, bildirmek, bilgi vermek, kaydetmek, şunları kaydetmek, vurgulamak, açıklamak, anlatmak birşeyler diyerek ifade etmek, şunları ifade etmek, ifadesini kullanmak, üzerinde durmak, dile getirmek, şu görüşlere yer vermek, duyurmak, iddia etmek, ya da ileri sürmek, şeklinde konuşmak, belirtmek, söylemekle işaret etmek, hatırlatmak, sözlerini şöyle sürdürmek, şöyle devam etmek, konuşmasını ya da sözlerini şöyle tamamlamak, sözlerini eklemek, sıralamak olarak sayabiliriz. Örneğin “Fransa’da yayımlanan Liberation Gazetesi, Türkiye’deki genel seçimle ilgili olarak ”…” yazdı. gibi.



Haberlerde dili geçmiş zaman kalıbı kullanıyoruz. Eskiden “miş”li geçmiş zaman kullanılıyordu. Devam eden olaylar için şimdiki zaman ya da geniş zaman kullanılacak. Zaman içinde gelişecek olaylar içinde gelecek zaman tipini kullanacağız.

Haber yazmanın temel bir amacı var o da bilgileri, düşünceleri, fikirleri okuyuculara aktarmak. Bu nedenle haberler olayları birinin ağzından aktarıyormuşcasına yazılmalı, haberler doğru, kısa ve kolayca anlaşılır olmalı. Haber yazımından önce elde edilen bilgilerin bir kez daha gözden geçirilmesinde yarar var.
Haber yazmaya başlamadan önce lütfen elinizdeki bilgilerin bütün sorulara yanıt verip, vermediğinden emin olun. Ondan önce haber yazmaya girişmeyin, çünkü girişirseniz o soruları biraz sonra unutacaksınız.

Haber yazımında muhabirin masasında mutlaka bulunması gereken iki şey var. Bunlardan bir tanesi yazım kılavuzu, bir diğeri de Türkçe sözlük. Muhabir bir olayı sözcüklerle anlatan kişi olarak yazısına özen gösteren kişidir, imla kurallarına da hakim olmalıdır. Daha sonra haberin hangi teknikte yazılmasına uygun olacağına karar vermeli ve buna uygun giriş tekniği çerçevesinde habere giriş yapılmalı ve haberi yazmalıdır.

Haberin objektifliği. Haberin objektifliğini sağlayan bir sürü kriterden söz edilebilir ama bunlardan ilki netliktir. Netlik, haberde adı geçen kişilerin kaynaklarının net bir biçimde ifade edilmesi anlamına gelir. Bilinmeyen bir kaynaktan ya da bilmem nereden duyulduğu biçimde bir anlatım hiçbir zaman objektif olmaz. Adları yazılan kişilerin soyadlarını da unutmamak gerekiyor. Haberin kaynağını mutlaka belirtmek gerekiyor.

Haber yazımında etkin fiiler kullanılmalı mümkün olduğunca sıfat ve zarfların kullanımına dikkat edilmeli. Haberde daha somut tanımlamalara yer verilmeli. Örneğin “Büyük bir alan, büyük bir kalabalık, çok kalabalık bir kitle” yerine, bunlar kaç kişi ise ya da ne kadar ise net bir biçimde ifade etmemiz gerekiyor.

Haberde sözcük seçimi de önemli. Yani siz istediğiniz sözcüğü, istediğiniz biçimde haberde kullanamazsınız. Haber metinlerindeki cümleler uzatılmamalı, gereksiz sözcükler kullanılmamalı, süslü anlatımlardan uzak durulmalıdır. Çünkü haber bir edebiyat değildir ve hedef kitlesi de herkestir. Haber yazarken söylemi zor sözcüklerden kaçınmak gerekir. Sıcak, sevecen kolay yazılan ve söylenen yaygın halk dilindeki sözcükler tercih edilmelidir. Kısa ve bilinen kelimelerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Anlamı bilinmeyen sözcükler kullanılmamalıdır. Haberde “bunlar, şunlar” gibi ifadelere yer verilmemelidir. Bu tür zamirler yerine, kim oldukları açık bir biçimde yazılmalıdır. Bu arada “bilindiği gibi”, “öte yandan” gibi sözcüklerden de haber yazarken kaçınılmalıdır. Satır başı yapmak bu sözcüklerin yerini tutmaktadır. Bir süre deyimi haberlerde belirsizlik oluşturur. “Bir süre” yerine tanımlı bir süre vermek daha anlamlı olacaktır.

Bir başka belki dikkat edilmesi gereken nokta da şu: Hayvan ve eşyalar için çoğul kullanmamak gerekiyor. “Köpekler saldırıyorlar” yerine, “köpek saldırıyor” denilmelidir. Örneğin, “hayvanlar ölmez”, “hayvanlar telef olur”, “Selde üç bin baş koyun telef oldu” demek gereklidir. Aracın cinsi “özel otomobil, minibüs, kamyon, vapur” neyse onu belirtmek gereklidir. Yargı kararı kesinleşmeyen kişi için “suçlu” denilmemeli bu kişi için “zanlı” ifadesi kullanılmalıdır. Bomba, silah, mermi gibi cisimler yakalanmaz, bunlar ele geçirilir ya da bulunur. Sanık ya da zanlılar ele geçirilir, yakalanır. Tutuklama kararını mahkeme yani hakim, yargıç verir, polis ya da jandarma gözaltına alır, Savcılık soruşturma yapar, savcılık mahkemeye tutuklama ya da serbest bırakılma önerisinde bulunur.

Tutuklama kararıyla ilgili konu gazetelerde, özellikle yerel gazetelerde biraz karışık. Tutuklama kararı gıyabi ya da vicahi olarak gerçekleşir. Gıyabi tutuklama sanığın arkasından verilir, vicahi tutuklama ise sanığın yüzüne karşı karar okunarak verilir.
Bir sanık hakkında verilen gıyabi tutuklama kararı sanık yakalandığında yüzüne okunarak vicahiye çevrilir. Bir demeci ya da konuşmayı haber haline getirirken konunun özünü yazmaya çalışmalı, tırnak içinde verilecek sözler birkaç cümleyi geçmemelidir. Aynı sözcük bir cümlede bir kez kullanılmalıdır. Aktarma istemlerini geniş bir yelpazede ve çeşitlilikte kullanmakta yarar vardır. Haber aktarımında olumlu olunmalı, olumsuz kelimelerle anlatımdan kaçınmak gereklidir. “Olmamaktadır”, “edilmemektedir” yerine “yapılmak istenmiyor, yapılmaktan kaçınıyor” gibi ifadeler kullanmak daha doğrudur. Bazı aktarma yüklemlerini kullanırken daha dikkatli olmakta da yarar vardır. Örneğin, “ileri sürdü, savundu” gibi yüklemlerde savunulacak bir fikrin haber kaynağına ait olması gerekiyor. “Açıkladı” yükleminde ise haber kaynağını açıklama yapmaya yetkili bir kişi olmasına özen göstermemiz gerekiyor. Haber yazarken “Çok oldular, iğne atsan yere düşmez” gibi sıradan tanımlardan kaçınmamız gerekiyor.

Haber cümleleri doğru, kısa ve kolayca anlaşılır olmalıdır. Cümleye zaman belirten ifadelerde başlamaktan kaçınılmalıdır. -özellikle eskiler bunu daha çok vurguluyordu ve yapmamaya özen gösteriyordu- Örneğin: “25.12.99 tarihinde başlayan kongre.. ” yerine, “önceki gün başlayan kongre…” şeklinde bir tanım daha anlamlı olacaktır. Cümleye sayı belirten ifadelerle başlamaktan kaçınmak gerekir. “Beş gün sürecek kongre” yerine, “Kongre beş sürecek” demek daha anlamlıdır. “Beşyüz kişinin katılacağı gösteri” yerine, “Gösteriye beşyüz kişi katıldı” demek daha doğru. Rakamlı ifadelerde ne yapacağız? Karşımıza herhangi bir rakam çıktığında bunun okunuş biçimini yazmak düz anlatımla daha doğru olacaktır.

Her ne kadar bitmiş sayılsa bile haber yazıldıktan sonra muhabirin kendi kendine “acaba bu haberle ilgili daha başka hangi unsurlara yanıt verilmesi gerekliydi” ya da “bu haberde hangi sorulara yanıt vermedim?” biçimindeki sorularla haberin bir kez daha kontrol edilmesi yararlıdır. Her haberin bitiminde yapılabilecek ikinci bir denetim de “acaba yazdığım cümlelerden hangilerini atarsam anlam bozulmaz? ” ve bir diğeri de “bu cümleden hangi kelimeleri atarsam anlam bozulmaz” biçimindeki sorularla haberdeki fazlalıkların hafifletilmesidir.

Bir görüş, haberde objektifliğin olamayacağını savunuyor. Çünkü “insan nesnel bir varlık değildir” deniyor. İkinci görüş ise “en azından buna yaklaşılabilir ve birtakım ilkelerinden söz edilebilir” deniyor. ABD’de liberal basın anlayışının hakim olduğu ve bu işin çığrından çıktığı günlerde, 1980’lerin başında, ’Toplumsal Sorumluluk Kurumu’ adı altında gazeteciler bir araya gelerek birtakım ilkeler belirlediler. Bugün biz sorumlu gazetecilikten söz ediyorsak aslında atıfta bulunduğumuz şeyler o toplumsal sorumluluk kuramına dayanıyor. Toplumsal sorumluluk kuramının da getirdiği objektiflikle ilgili bazı ilkeler var.
Birincisi haberi yazarken mutlaka kaynak göstereceksiniz. İkincisi denge. Haberde karşıt görüşlere mutlaka yer vereceksiniz. Karşıt görüşlere yer vermediğiniz haber, haber olmaz, ne kadar çok karşıt görüşe yer verirseniz haberiniz o kadar objektifliğe yaklaşır. 

31 Mayıs 2011 Salı

Televizyon Haber Yazımında Temel Kurallar

Televizyon Haber Yazımında Temel Kurallar

Televizyon haberi yazımıyla ilgili bazı temel kurallar vardır. Bunlar, basitlik, somutluk ve canlılık.

Basitlik; haber dilinin en vazgeçilmez kuralıdır. Herkesin çaba göstermeden anlayacağı cümleler kurulmalıdır. Yaşayan sözcüklerle yalın cümleler kurmak esastır.

Somutluk; haber dilinin kesin ifadelere dayanması anlamına gelir. Tereddüt izlenimi veren cümleler okurun ilgisini ve güvenini azaltır.

Canlılık; seçilen kelimelere, haberin yapısına, anlatılan olayların özünün yakalanmasına bağlı olduğu kadar, habercinin dili iyi kullanmasına da bağlıdır. Haber üslubunda canlılık, çok haber yazmak kadar, çok haber okumakla ve diğer yazı türleriyle ilgili kültüre sahip olmakla sağlanabilir.

Sıcak haberleri aktaran radyo ve televizyon haberciliğinde kullanılan konuşma dili, haberi karşınızdaki bir insanla konuşuyormuş gibi yazma temeline dayanır. Çünkü yazılan bu haber, bir spiker tarafından sesli olarak okunarak izleyenlere sunulacaktır. “Konuştuğunuz gibi yazın” ya da “yazdıklarınızı sesli olarak okuyun” ilkesine dayanan konuşma tekniğinde, sunucuların izleyenlere “şimdi ne olduğunu duyduğunu ya da gördüğünü aktarması” esastır.

Konuşma diline dayalı olarak oluşturulan televizyon haberlerinde şu kurallara dikkat edilmelidir.

-Basit ve kısa cümlelerle yapılan bu anlatımda, edilgen cümlelerden de yararlanılır.

-Bağlaç kullanımı ve dolaylı anlatım yaygındır.

-Daha az kelimeyle, daha çok bilgi aktarılmaya çalışılır.

- Haberin zamanı olayın oluş zamanına ve oluş biçimine göre dili geçmiş zaman, şimdiki zaman ya da gelecek zaman olarak yazılmalıdır. Tek bir metinde bazen bu üç zaman birlikte kullanılabilir.

- Televizyon haberi ters piramit kuralına uygun yazılmalı, habere ait bilgiler azalan bir önem sırasına göre izleyiciye aktarılmalıdır.

-Televizyon haberi genellemeler üzerine kurulmamalıdır. Haber özel bir durumdan ya da olaydan yola çıkarak hazırlanmalı haberde insani öğelere yer verilmelidir.

-Habere en yeni olayla başlanmalıdır. Habere hikâyeci anlatımla başlanmalı ve haberle ilgili en yeni gelişme haberin hemen başında verilmelidir. -Haberin başlığı kısa ve çarpıcı olmalıdır.

-Uzun sıfatlardan, numara ve rakamlardan, kısaltmalardan kaçınılmalıdır. Kısaltmaların büyük çoğunluğu açık okunacağından haberi oluştururken, mümkün olduğunca kısaltma kullanmamaya dikkat edilmelidir.

-Haberin içinde olay tekrar edilmelidir. Televizyonunu yeni açan bir izleyici, olayın yeri ve isimleri konusunda endişeye düşebilir. Bunun için haberin içinde olayı tekrar etmek yararlıdır.

-Tırnak içinde kullanılan sözler, hiç değiştirilmeden verilmelidir.

-Televizyon haberinde bugün sözcüğünü kullanmaktan olabildiğince kaçınılmalıdır. Zaten, televizyon haberi bugünün haberidir.

-Haber kaynağının adını kullanmak, habere inandırıcılık kazandırır.

-Bir kişinin ölüm haberi verilecekse, kısa bir biyografisi ve topluma katkıları öz olarak verilmelidir.

-Polis ve adliye haberlerinde önemli bir konu da, kişilerin suçlulukları mahkemece kesinleşmedikçe “suçlu” denilemeyeceğidir. Bu tip haberlerde, suçlamalar iddia olarak kaynak gösterilerek ölçülü bir şekilde yazılmalıdır.

Örneğin, “…….’yi öldürdüğü iddia ediliyor.”

-Televizyon haberciliğinde haber kaynağının kimliğinin belirtilmesi, unvanının, görevinin, mesleğinin adıyla, soyadıyla tam olarak verilmesiyle sağlanır. Bunun için önce haber kaynağının unvanı, görevi, mesleği, daha sonra adı ve soyadı yazılır.

Örnek: Unvanı, Adı Soyadı : Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Haber metninin son bölümünde de kaynağın yeniden unvan, adı ve soyadıyla birlikte verilmesi daha doğru olur. Haber kaynağının, hangi alanda görev yaptığının tam ve eksiksiz öğrenilmesi, yeniden kontrol edilmesinde yarar vardır. İsimler kısaltmadan yazılmalıdır. Haber metni yazılırken, haber kaynağının önce görevi/mesleği sonra adı ve soyadı yazılmalıdır.

Örnek: Sinema ve Tiyatro Yönetmeni Elia Kazan, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer gibi

KJ’de (karakter jeneratörü) televizyon haberinde konuşanın kimliğini belirtmek için yazılan alt yazıda ise önce kaynağın adı soyadı sonra da görevi, mesleği yazılmalıdır.

Örnek: Ahmet Necdet Sezer, 10.Cumhurbaşkanı, şeklinde yazılabilir.

Kaynaklar:

-MEGEP (MESLEKİ EĞİTİM VE ÖĞRETİM SİSTEMİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ PROJESİ) GAZETECİLİK TELEVİZYON HABER YAZIMI, ANKARA 2008
-AKSAN Doğan, Türkçe’nin Gücü, Ankara, 1993.
-AKSOY Ömer Asım, Ana Yazım Kılavuzu, İstanbul,1994
-ASLAN Kemal, Haberim Var, İstanbul, 2003.
- BÜLBÜL Rıdvan, Haberin Anatomisi ve Temel Yaklaşımlar, Ankara,2001.
-CANKURTARAN Dilek, Radyo Televizyon Haberciliği, Ankara,2001.
-DAĞLI Nevzat, Gazete Yayımlama Teknikleri, Ankara,1995.
-DİLEKLEN Taner, Televizyon Haberciliği, İstanbul,2005.
-GİRGİN Atilla, Haber Yazmak, İstanbul,2002.
-GÖKÇE Orhan, İletişim Bilimine Giriş, Ankara,1993.
-GÖKÇE Gürol Televizyon Program Yapımcılığı ve Yönetmenliği, İstanbul ,1997.
-OSKAY Ünsal, iletişimin ABC’si, İstanbul, 1994.
-TULGAR Ayçetin, Haber Tekniği, Ankara,1970.
-UYGUÇ Ünal. Ali GENÇ, Radyo Televizyon Haberciliği, İstanbul, 1998.
-YENGİN Hülya, Ekranın Büyüsü, İstanbul, 1994.
-YÜKSEL Erkan, Halil İbrahim Gürcan, Konya, 2005.

KAMERAMAN DEDİĞİN BÖYLE OLUR

HD Formatı hakkında bilgiler

Televizyon ekranının çerçeve oranı 4:3’tür. Bu oran film sektöründe ise 16:9’dur. Televizyon kanallarında izlenen reklam ve filmlerin çoğu kalitesinin fazla olmasından dolayı film kameraları ile hazırlanmaktadır.35 mm film kamerası ile sağlanan kontrast oranı minimum 9 civarındadır. HD formatta ise bu oran 11 civarındadır. Böylece 35 mm’lik film kalitesine yakın bir görüntü kalitesi elde edilir. Film kamerası ile çekilen görüntüler “telecine” adı verilen bir cihazla manyetik ortama aktarılır. Gerek çerçeve oranındaki uyuşmazlık, gerekse telecinede aktarımdan sonra kalitenin düşmesi gibi teknik nedenlerden dolayı 1970’li yıllardan itibaren HDTV (High Definition Television) çalışmalarına ağırlık verilmiştir. HD formatta çekilen filmler ise telecinede yukardakinin tersine yapılan bir işlemle sinemalarda gösterime hazır hale getirilir.Böylece film maliyetleri önemli oranlarda düşürülmüş olur.
Bugün birçok firma HD alanında çalışmalarına hız vermiştir. Gelecekte bu formatın mevcut SD (Standart Definition-yani 4:3) formatının yerine geçeceği kesindir.16:9 sinema da kullanılan bir ekran oranı ve insan gözünün dünyaya bakış açısı ile uyumlu bir orandır. Çünkü bizler dış dünyayı kare değil de yatay düzlemde görürüz. Bu nedenle bu oran HD içinde ekran oranı olarak seçilmiştir. Öyleki; 16:9 formatını Amerika gelecekte ki DTV (Digital Television) için standart haline getirmiştir. Geniş ekranlı formatlar seyirciyi standart olan 4:3’den daha fazla çekmektedir. Seyirci kutuda boşluk seyretmektense daha çok pencerede seyrediyor hissine kapılır.
HD kameraların SD kameralara göre iki önemli farkı piksel sayısı ve çerçeve oranıdır. (SD’nin 16:9 çerçeve oranına sahip kameraları da vardır. Bunlar HD değildirler.) HD video için birkaç standart getirilmişse de genelde 1920x1080 veya 1280x720 ve 16:9 çerçeve oranından oluşur. Satır ve piksel sayıları değişse de 16:9 oran HD de sabittir. SD PAL için 720 x 576= 414.720 piksel, HD içinse 1920 x 1080 =2.073.600 piksel yapar ki bu da SD’ nin 5 katı demektir. Böylece görüntülerdeki detaylar oldukça arttırılmış ve görüntüler daha gerçekçi hale getirilmiştir. Ayrıca veri aktarım hızı da SD formatlara göre çok daha fazladır. Bir diğer özelliği de pahalı olmasıdır.
HD yayın standardının temelleri ilk kez Japon NHK (Nippon Hoso Kyokai) tarafından 1964’de ortaya konmuştur. HD sisteminin en önemli özelliği geniş bir frekans bandına ihtiyaç duymasıdır. Bu yüzden mevcut analog kanallar üzerinden iletilemezler. Ancak sıkıştırma tekniği kullanılarak digital olarak iletilebilir. Film kalitesinde görüntü elde etmek ve böylece film maliyetlerini düşürmek için HD çekilir. Bu görüntüler televizyon ekranından yayınlanacağı zaman 625/50 yani PAL’e dönüştürülürler.
Mevcut HD kameraların ortak özelliği, film kamerasına benzer şekilde saniyedeki çerçeve sayılarının seçilebilmesidir. Bu kameralara mevcut lens takılma özelliği olduğu gibi daha kaliteli üretilen ve 16/9 çerçeve oranına sahip HD lensler de takılabilir. HD kameralarda kaliteyi sağlamak için genelde 2/3 inç FIT tip CCD kullanılır.

HD kameraların kataloglarında geçen “i” ve “p” neyi ifade eder?
İ:interlace scan yani geçmeli taramayı ifade eder.
P:Progressivve demektir. Saniyedeki çerçeve sayısını (fps-frame per second) ifade eder.

Bu oran hatırlarsanız televizyon için 25 kare, film için 24 kareydi. HD kameralarda bu çerçeve sayısı film kameralarında olduğu gibi seçilebilir (various). Televizyon ve filmde her kare iki kere gösteriliyordu. Bir kareyi iki ayrı gönderme işlemiyle tamamlayan video görüntülerini tam anlamıyla film görüntüsüne dönüştürmek için bahsi geçen iki seri gönderimi tek bir kare haline getirip tek seferde pozlanmış bir kare haline getirmemiz gereklidir. Bu sayede elde edilen görüntüye ise “Progressive” adı verilir.

Şu an piyasada firmaların geliştirmiş olduğu HD kameralar vardır. Bunlar:
Sony HDCAM; HDCAM SR; Panasonic DVCPRO-HD/DV 100; XDCAM HD; EDİTCAM HD; JVC HDV; HDV olarak sıralanabilir.

Kurgu

Kurgu, teknik anlamda çekilen görüntülerin kesilip biçilmesidir. Kurgu değişim demektir. Kurgu sırasında, olayı, haberi, hikayeyi vb.en iyi anlatacak parçalar kesilerek belli bir tempo içinde sıraya dizilir. Kurgu işlemi, sanılanın aksine bütün çekimlerin bitmesiyle değil, aksine çekimler sırasında hatta çekimler öncesinde planlama aşamasında başlar. Ancak planlı çekimler gerçekleştirildiği takdirde başarılı sonuçlar alınabilir. Kameramanda aynı zamanda iyi bir kurgucu olmak zorundadır. Dr. Piragov’un ifadesiyle “Kendini hissettiren organ hastadır.” Çekim sırasında kamera konumları, çekim ölçekleri, çekimin uzunluğu ve bunların kurguda nasıl birleştirileceği iyi planlanırsa kurguda fazla zorluk çekilmez.
Bir sinemacının (kameramanı da buna dahil edebiliriz) kurguyu bilmemesi demek film yönetmeni Aleksey Georgiyeviç Sokolov’un tabiriyle “bir metropolde yaşayıp otomobili bilmemesi” demektir. Kameraman, çektiği olayın tek tek nasıl karelere bölüneceğini,hangi tür çekim gerektiğini tecrübeler sonucu öğrenir.Önemli olan bu tecrübe süresini mümkün olduğu kadar kısa tutabilmesidir.
Kameraman kurgucuya seçme hakkı tanımalıdır. Kurgucu yalnız kendisine getirilen görüntüler arasından seçme yapabilir. Unutmayın;farklılık ayrıntılardadır.

Bir kurgucu şunları yapamaz:
-Dekorun renklerini değiştiremez,
-Kamera açılarını değiştiremez,
-Kamera hareketlerini hızlandıramaz veya yavaşlatamaz,
-Sabit sahnelere hareket katamaz,
-Yetersiz bakış boşluğunu düzeltemez,
-Aydınlatmayı değiştiremez,
-Detay çekim olmadan sıçramaları engelleyemez,
-Ses bozukluğunu gideremez,
-Filtreyi yanlış kullanmanızdan dolayı mavi veya sarı görüntüyü düzeltemez.

Not: Kurgu mu montaj mı?
Ortada ham bir görüntü veya film varsa, bunlarda belli bir anlama göre izleyiciye sunulmak için sahneler ve planlar yerli yerince yerleştirilecekse bunun adının kurgu, montaj ya da başka bir şey olmasının bir anlamı yoktur. Önemli olan planların uygun şekilde ardı ardına yerleştirilmesidir.Bu tür kelimelere ütopik anlamlar yükleyerek işi çıkmaza sokmanın da bir anlamı yoktur. Mesleğe yeni başlayan birisi için bu tür felsefi tartışmalar değil, işin mantığını ve tekniğini öğrenmek önemlidir.

Rengin Elde Edilmesi


İlk renkli tv kamerası 1951 yılında üretildi. Bu kamera o kadar kördü ki çekim için binlerce watt ışık gerekli idi.O günden bu güne kadar teknoloji ile bağlantılı olarak kameralarda büyük ilerlemeler gösterdi.
Kamerada renkleri tek tek oluşturmak ve göndermek çok külfetli olacağından,tüm renkleri belli oranlarda karıştırılmalarıyla oluşturabilecek üç ana renk seçilmiştir (RGB). İlk bölümde genişce anlatıldığı gibi buna Toplamalı Renk Karışımı adı verilir. Bu aşamada neden her üç rengin de eşit oranlarda karıştırılmadığı sorusu akla gelebilir.Bunun cevabı, insan gözünün bu üç ana rengi olan tepkisinin farklı olmasıdır.İnsan gözü yeşile karşı kırmızıya olduğundan, kırmızıya da maviye olduğundan daha hassastır.“Geçen yüzyılda Newton, Huggens, Maxwell bu konuda araştırma ve deneyler yapmış ve bir çok renklerin en az üç temel rengi karıştırarak elde edilebileceğini göstermiştir.Bu renklerin spektrumda birbirinden olduğu kadar uzak olması ve iki tanesinin karıştırılmasıyla üçüncü rengin elde edilmemesi gerekir.Bu şartları yerine getiren üç temel renk Kırmızı, Yeşil ve Mavi olarak seçilmiştir.

Kamera CCD’lerini renklere karşı hassas bir hale getirmek için, her bir CCD’nin önüne bir ana rengi geçirip diger iki ana rengi geçirmeyen prizmalar konmakta, böylece CCD sadece tek bir ana renge duyarlı hale gelmektedir.Dolayısıyla her bir kamera çıkışındaki elektriksel sinyalin şiddeti ,sahnede ki ilgili rengin ışık miktarı ile orantı olmaktadır. Böylece üç ayrı CCD ve önlerindeki prizmalar,bir renkli video kameranın esasını oluşturmaktadır. Prizmalar sayesinde üç ana rengin ayrımında %96’lık bir doğallığı ulaşılabilmiştir.

Geriye kalan %4’lük bir kısım ise kamera içerisinde elektronik devreler sayesinde sağlanır. Prizmalı renk ayrımında,Mavi(B) ve Kırmızı (R) iki defa yansır.Yeşil (G) ise bir defa yansır. Yeşil bir defa yansıdığı için yeşildeki netlik diğer renklerden daha fazladır. Aşağıdaki resimde CCD ve prizma bloğunun yapısını görebilirsiniz.
CCD bloğu ve prizmanın yapısı

Kamera Yüksekliği

Kamera hangi bakış açısında bulunursa bulunsun belli bir yüksekliğe sahiptir. Bu yükseklik anlatılan konuya dramatik ve psikolojik bir etki sağlar. Kamera yüksekliği genelde ihmal edilse bile kompozisyon ve bakış açısı kadar önemli bir konudur. Çekimleriniz de kamera yüksekliğini gözünün vizöre rahat bakabileceği şekilde ayarlamayın ve nesnenin özel gereksinimlerini yok saymayın.

Kamera yüksekliğinde üç temel konum vardır:
1-Göz seviyesi(normal açı): Nesnelerin görünümünü etkilemez. Haberde kullanacağımız yükseklik bu olmalıdır. Gerçek yaşamda da insanlar bu göz seviyesinden bakarlar. Dramatik etki en azdır. Dikey inen çizgiler hep paraleldir. Yapıların kenarları olduğu gibi görünür. Biçim bozulmaları olmaz.
2-Üst açı: Üst açılı bir çekim kameranın yukardan aşağı doğru yönlendirilmesi ile yapılan bir çekimdir. Bu tür çekimler, nesnenin yüksekliğini küçültür. Kişinin boyunu daha kısa gösterir. Kişinin önemini azaltır. Kamera yükseltildiği zaman çerçevenin arkasındaki nesneler çerçevenin üst çizgisine doğru yaklaşır. Kamera seviyesi düşürülürse bu nesneler çerçevenin alt sınırına doğru inerler. Ama bir manzara çekimi yapılacaksa üst açı ile yapılan bir çekim daha iyi sonuç verir.
3-Alt açı: Kameranın aşağıdan yukarı doğru yönlendirilmesi ile yapılan çekimdir. Alt açıyla yapılan çekimlerde kişiler olduklarından uzun görünürler. Alt açı çekimler kişinin gücünü vurgular. Stüdyo ortamında alt açılı çekim yapıldığında dekorun sınırlarına ve tavandan sarkan ışıkların görüntüye girmemesine dikkat edilmelidir.

Çok alt ve çok üst açıları kullanmamaya çalışın. Olağanüstü kamera açıları için haklı bir nedenimiz olmak zorundadır. Karşılıklı röportaj çekimlerinde kamera yükseklikleri de aynı olmalıdır.

Görüntüyü oluşturan başlıca öğeler:
-görüntü düzenlemesi
-çerçeveleme
-görüş noktası
-kamera açısı
-çekim ölçeği
-aydınlatma
-kamera hareketleri
-ses


Çekim yapılırken,
-Görüş alanına,(konunun ne kadarını göstermemiz gerekiyor, hangi çekimleri yapmamız gerekiyor)
-Kamera açısına (konuyu hangi açıdan göstereceğiz)
-Kamera devinimine (kameraya nasıl ve hangi devinimleri vermelidir) dikkat etmek zorundayız

Çekimlerde klasik bakış açısı ile bakmak yerine özgün, farklı bakış açıları bulmak gerekir. Sık sık değişen ve farklı açılardan çekilmiş görüntüler izleyicinin zihnini devamlı canlı tutar ve ilgiyi arttırır.